“Her şey vahşice dönüştürülmeye açık, her şey münhal” *

Yayınlandı: 20 Aralık 2014 / Röportaj
Etiketler:, , ,

Ekin Can Göksoy’un adını ilk defa İletişim Yayınları Türkçe edebiyat editörü Levent Cantek’ten duymuştum. Mimarlar Derneği 1927’deki “Çizgilerle Bir Şehri Anlatmak: Grafik Roman ve Ankara” söyleşisinden önceki sohbetimizde, “yeni bir yazar, ne yaptığını iyi bilen bir yazar; fısıltılı, güvercin tedirginliğinde” diyerek tarif etmişti Ekin Can Göksoy’u. İlk öykü kitabı Münhal çıkar çıkmaz edindim; Şeyh Bedreddin’in Börklüce Mustafa’nın “bizde adettir, iki varsa birini pay vermek” diyen Anadolu sosyalizminden, ütopya bir dünyanın enerji sorunsalını çözmeye çalışan tutsak bilim insanı Alnico’ya, kutsal emanetler dairesinde Kur’an okurken hızlı gidip sonra susan ve bundan duyduğu pişmanlıkla içi içini yiyen hafızdan, İstanbul’un adeta yazılı tarihi Saadet Apartmanı’nın hikayesine hızlıca okudum ve kendisiyle sizler için kısa bir söyleşi yaptım.

image

27 yaşında genç bir yazar olarak bize insan Ekin Can Göksoy’dan bahsedebilir misiniz, nelerden hoşlanır, yazmak dışında neler yapar, hayata, doğaya, siyasete bakışı nasıldır?
Hayata, doğaya ve siyasete bakışım ise üçünün bir bütün olduğu yönünde. Tarihsel olarak kavramsallaştırılmış kapitalin merkeze konduğu bir hayatı, insanın merkezine konduğu bir doğa anlayışını ve tüm bu merkezileştirmeleri çeşitli iktidar odakları ile gerçekleştiren bir siyaseti reddetme eğilimindeyim. Benim için siyaset aslında parçası olduğumuz hayata ve doğaya dair fikrimi söyleyebilme aracı ve onlardan bağımsız değil asla.

Klasik bir soru olacak ama siz nasıl başladınız yazmaya ve bunları yayınlatıp okurla buluşturma isteği nasıl doğdu içinizde?
Kendimi bildim bileli yazıyorum. Oynadığım oyunları, oyuncaklarımı ve anahtarlığımı hikâye ederek başladım bu işe. Lisede daha çok kısa film senaryoları yazıyordum, hiçbirini çekmedim. Üniversite yıllarım da aynı şekilde geçti. Ancak son yıllara doğru yani son 4-5 yılda daha çok edebiyata yöneldim. Öyküler yazmaya başladım. Ancak, Münhal’deki öykülerin, Alnico hariç, hepsi son iki, iki buçuk yılın ürünü. Bu son öykülerin belli bir ruh hali içinde bir bütünlük oluşturduklarını gördüğümde de, İletişim Yayınları’na götürmeye karar verdim. Sonrası da bildiğiniz gibi, Levent Cantek’in değerli katkı ve yorumları ile gerçekleşti.

Belki de sosyal medyanın, blogların, internet dünyasının bize kazandırdığı kötü bir alışkanlık, çok uzun cümleler kuruyoruz. Münhal’da da bu bir hayli rastlanılan durum, özellikle de kesme işareti ile verilen düşünce bulutları okuru zorlayıp yoruyor gibi geliyor bana. Mesela Oguz Atay’ı, Yusuf Atılgan’ı elli yıl sonra okusak da sanki bugün yazılmış karşımızda sohbette ediliyormuş gibi kolay anlaşılıyor. Sizce de bu konuda dilde sadeleşme, daha kısa cümleler kurmak yüzlerce yıl sonra da eserin anlaşılmasına katkı sağlamaz mı?
Demek istediğinizi anlıyorum. Ancak ben sosyal medyanın tam tersi etki yarattığını, dil kurallarını önemsemeyen kısa cümlelerin kurulmasına sebebiyet verdiğini düşünüyorum. Dilin alacağı dönemeçleri kestirmek ise, bana göre pek mümkün değil. Çünkü Oğuz Atay’ı ya da Yusuf Atılgan’ı anladığımız gibi, Recaizade Mahmut’u ya da Ahmet Haşim’i anlayamıyoruz. Bunu, o insanların sade yazmamasına değil, o zamanın dil paradigmasının dil inkılabı ve dildeki sert sadeleştirmeler ile değişmesine bağlıyorum. Yani, dilin değişiminin politik bir hamle ile organik olmaktan çıkarılması söz konusu. Bu yüzden, nasıl yazdığımız, evet, gelecekte okunurluğumuzu belirleyebilir ancak bunu şimdiden kestirmek o kadar da kolay değil, bana göre.

“Her şey yavaş yavaş eksiliyor, kayboluyor, bir daha tamamlanmamacasına parçalanıyor, münhal bir vaziyet alıyordu” Saadet apartmanı sakinlerinden Mürüvvet Hanım’dan bahsederken kitabın ismi de geçiyor, Münhal ile tam olarak ifade etmek istediğiniz nedir?

image

Münhal benim için etrafımızdaki her şeyi, yaşadığımız şehri, hayatımızı, ilişkilerimizi tanımlayan bir kelime. Münhal, eriyebilen, çözülebilen anlamına geliyor. Tıpkı Saadet Apartmanı’nın yaşanan onca şeyin unutulmasının, sakinlerinin kaybolmasının yükünü taşıyamayıp eskimesi, çürümesi, parça parça olup dökülmesi gibi, biz de tarihimizin, yaşadığımız acıların yükü altında eksiliyoruz. Neyin eksik olduğu bizden resmi yalanlarla gizleniyor. Mahallemizin adı değişiyor, bizi biz yapan geçmişimiz siliniyor; belleksiz, kültüründen kopuk, yaşadığımız yerlere ait hissedemeyen insanlara dönüşüyoruz. Tüm Anadolu için geçerli olan bu durum, İstanbul’da daha da belirginleşiyor. Çünkü burada kaybettiklerimize dair ipuçlarını bulabiliyoruz. Bir zamanlar buranın bildiğimiz ya da olduğunu sandığımız gibi olmadığı her an yüzümüze vuruluyor. Zaten, bildiğimiz de her an kayboluyor, değişiyor, dönüşüyor, bambaşka bir biçim alıyor. Her şey korunmasız, her şey vahşice dönüştürülmeye açık, her şey münhal.

Alnico öykünüz tam da bir mühendisin kaleminden çıkmış teknik detaylarla bezeli ama bunu edebiyatla o kadar güzel yoğurmuşsunuz ki, eminim bu terimleri bilmeyen bir okur bile verimlilik denilen en az şey kullanarak en çok üretme algısının insanlığı götüreceği felaketi algılayabilir. Siz ne diyorsunuz mühendislerden de iyi edebiyatçılar çıkar mı, var mı sizin bu anlamda kendinize rehber aldığınız yazarlar, başucu kitaplarınız?
Bu öyküyü yazarken, okulu bir sene daha uzatmamak için geçmem gereken bir dersi yaz okulunda alıyordum. Bazı şeyler üst üste geldi ve birden bu öykü ortaya çıktı. Özellikle bilimkurgu yazarları arasında, bilim ile önemli derecede haşır neşir olan yazarlar var, Arthur C. Clarke gibi. Ancak, mühendislikten gelen edebiyatçılar da çok, öykülerini çok beğendiğim Cemil Kavukçu onlardan biri. Kendime mühendis olduğu için rehber aldığım demeyelim, ama benim için çok önemli bir mühendis/yazar var. Tabii ki, Oğuz Atay’dan bahsediyorum. Oğuz Atay uzun zamandır okurluk hayatımda çok önemli bir yer tutuyor. Atay’ı keşfetmek, yeni bir kıtayı keşfetmek gibi. İçinde o kadar çok çağdaş çelişkiyi, iğnelemeyi, göndermeyi barındırıyor ki, bana kocaman içi türlü türlü balıklarla dolu bir okyanusu hatırlatıyor. Bu okyanusta yeni bir şey keşfetmek için yol almalı, farklı kıyılara gitmeli, bazen açılmayı göze almalı; en başında da, balık tutmayı öğrenmelisiniz.Dünya edebiyatında da, çok vurgusu yapılmasa da Dostoyevski de aslında bir mühendisti. Aslına bakarsanız, Dostoyevski ve Oğuz Atay ile aynı ‘tornadan’ geçmiş olmak sevindirici.

Sinema yapma isteğinizden bahsetmişsiniz özgeçmişinizde, biraz da hayalinizdeki filmden ve sinemaya bakışınızdan söz edebilir misiniz?
Hayalimdeki filmden bahsetmem çok zor. Bir dolu çekilmemiş kısa film senaryosu, yazılmamış senaryo fikri var geçmişimde. Bunlardan hiçbiri bugüne kadar yaşayamadı. Aklıma gelen fikirlerin hepsi bir şekilde öykülenecek, geliştirilecek hikayeler oluyor. Ancak itiraf edeyim, yazmadan önce hikayeleri aklımda görselleştiriyorum. Bir nev’i hayal ediyorum diyebiliriz. Bu sebeple sinema ile ilişkim hiçbir zaman kopmuyor, hayalimdeki hikayeyi kelimeler ile nasıl başkalarının da görmesini sağlayabilirim diye düşünüyorum hep. Genel olarak sinemaya bakışım, tüm diğer sanatlara bakışımdan daha duygusal. Bir filmi çok zor beğenirim, ancak neden beğendiğimi asla anlatamam. Bir film eleştirisi yazmak bana çok zor gelir o yüzden. Sadece beğenirim, duyumsarım ve kabul ederim. Sinemanın böyle bir gücü var.

Son olarak Ocak ayı ile beraber gelecek yıla dair mesajınız ya da geçmiş yıla dair söylemek istedikleriniz var mıdır?
Geçtiğimiz günlerde bir araştırmaya denk geldim. Birçok insana yeni yıldan ne beklediklerini sormuşlar. Büyük bir çoğunluğu da sağlık ve para demiş. Arkasından yine yüksek sayılabilecek bir oranla huzur geliyordu. Barış ise yüzde altıda kalmıştı. Benim yeni yıldan beklentim barış; bir de insanların barış olmadan huzura, sağlığa ve mutluluğa ulaşmanın mümkün olmadığını anlamaları.

* 19 Aralık 2014 tarihli Radikal Kitap ekinde bir kısmı yayınlanmıştır.

image

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s